Kırkına Bastığında

 
 
Sana muhteşem tatlar ve kokular sunan bir dünya vardır önünde, hayata başladığında
 
Ve sen bu muhteşem tatlar ve kokularla uyuşursun yolun ilk yarısında. Acıların,  kırılmaların ne kadar büyük olsa da, öylesine uyuşmuşsundur ki; hepsi sana hafif gelir.
 
Gençsin, kuvvetlisindir. Ölümün adını bilsen de sana Kaf Dağı kadar uzakta durur.

Öylesine sarhoşsundur ki; ölümsüzlük iksirini elinde sanırsın.

Hedeflerin büyük, yapmak istediklerin çok… Hoyratça harcarsın sevgileri "nasıl olsa gelir yenileri" diye…
 
Kırdığın dost kâlpleri bir kutuya hapsedersin, yaşadığın her acıyı her sevinci bir kenara yazarsın; "bir gün belki okurum" diye…
 
Çoğu hedefine ulaşırsın. Ulaştıkça da listene yeni hedefler eklersin.

Hayat önünde öyle uçsuz bucaksızdır ki; korkmadan yürürsün ve önüne çıkan her şeyi yaşayıp sırtındaki çuvalı doldurursun.

 
Öyle ya: yükün hafif, sen kuvvetlisindir.
Hayata ve insana dâir bulduğun ne varsa atarsın çuvala hiç ayıklamadan… Yaşadığın her anla dolarken çuvalın,
 
Bir gün… Bir de bakarsın…
 
Yolun ortasındasın.
 
 
Yükün alabildiğine ağır. Ayıklamadan yaşadığın doğrular-yanlışlar, günahlar-sevaplar çuvalını tıka-basa doldurmuş.
 
"Keşke" dersin, "sadece iyi ve güzel olanları alsaydım. Keşke… Keşke ayıklasaydım."
 
 
 
Kırkına bastığında yepyeni bir pencere açılır iç dünyanda. Diğerleri gibi hayallerle süslenmiş renk renk değildir bunun camı. 

Elinde tuttuğun, ölümsüzlük iksiri sandığın şeyin meğer bir kum saati olduğunu fark edersin önce.
 
Sen o renkli pencerelerde gördüğün yalancı nimetleri tadarken, sorhoşken zevkten neşeden, her adımda bir adım daha geride bırakmışsın hayatı meğer.
 
Heyhat! Gençliğin sarhoşluğu geçmiş, ayılmışsındır. 
 
Meğer o sarhoşluktanmuş, onca acıları azıcık azıcık hissetmen. Şimdi ayılmışsındır ve kesikler canını yakmaya başlamıştır.

Zihninde açılan yeni pencerenin önünden geçen yaşlı birini görünce acıyorsundur artık. Sen o kadar yaşayacak mısın diye düşünüyorsundur da…
 
Ama herşeye rağmen bu yeni pencereyi seversin. Çünkü gerçekte olan ne ise, onu gösteriyordur: ne bir eksik, ne bir fazla…
 
 
 
İnsan kırkına bastığında ayıktır ve herşeyi olduğu gibi görür.
 
Dört nala giden hayatın üzerinde, yelelerine sıkıca tutunmuş sürüklenirken itiraz hakkının olmadığını da bilirsin.
Madem ki hayatı durdurmak elinde değil, madem ki hayat seni nerede ne zaman sırtından indirecek bilmiyorsun; daha iyiye, daha güzele meyledersin.
 
Ve aynada sana bakan aksinle kavga etmekten vazgeçip yüzündeki çizgilerle, saçındaki aklarla dost olursun.
 
Dinginsindir artık ve olgun…
 
Hop oturup hop kalktığın günlere içten bir gülümsemeyle gülümsersin.
 
 
 

Bu yazı Şiir içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s