Mistik: Bugün Cumaydı

 
 
Hiç Cuma namazına geç kaldığınız oldu mu? Veya, telaşlı telaşlı camiye girişiniz, avluda oluşmuş uzun safların arasında boş yer arayışınız… Ve boş yer bulamayıp da yüreğinizin sıkıntıya kapıldığı bir cumanız oldu mu hiç?
 
Şahsen böyle bir durum yaşamadım, ama Cuma namazına geç kalıp da yer bulamayan birisini iyi hatırlıyorum ve kolay kolay unutacağımı da sanmıyorum.
 
Yağmur Cuma namazından yarım saat önce bardaktan boşalırcasına yağmıştı Ankara sokaklarına. Her tarafta ıslaklık, çamur ve kimi yerlerde de su birikintisi. Buna rağmen insanlarda tatlı bir hareketlenme vardı. Hareketliliğin sebebi, yaklaşmakta olan Cuma namazıydı.
 
İnsanlar ikişer üçer gruplarla ıslak sokaklarda yürüyerek, yakınlarında bulunan camileri yavaş yavaş doldurmaya başlıyorlardı. Ben de katıldım bu grupların arasına. Erken gitmeme rağmen caminin içi hınca hınç doluydu. Yanımda getirdiğim seccâdeyi serip oturdum.
 
Derken diğer insanlarla birlikte, cami avlusunun kuru yerleri de tamamen doldu. Boş kalan yerlerde ise ya çok ıslaklık ya da su birikintileri vardı. Gelen insanlar yerleri gördüklerinde hemen başka camilere yol alıyorlardı.
 
İmam efendi hutbesinde; karlı dağların başında, yağmur çamur demeden, gece gündüz ıslak elbiseleriyle nöbet tutan mehmetçiklerden bahsediyordu. Sınırdaki şehitlerimizden, evet, vakti girince aşırı yağışlı havayı ve ölüm korkusunu bile hiçe sayarak tüm teslimiyetiyle namazını kılan, acımasız bir kurşuna hedef olmuş şehitlerimizi anlatıyordu. Bunları dinlerken gözlerimiz yerdeki su birikintilerine takılıyor ve ürperiyorduk.
 
Müezzinin kametiyle, dalan gözler, düşünen akıllar yerine geldi. Kimleri oturuşunu değiştirdi, kimileri de hemen ayağa kalkıp saftaki hizayı düzeltmeye çalıştı.
 
Tam, namaza duracağımız sırada koşarak gelen birini fark ettim. Belli ki o da namaz kılacak yer arıyordu. Ama yerdeki sular engel oluyordu. O anda başka camiye de gitse namazı kaçıracağı kesindi.

Hiç düşünmeden elindeki kitabı, başına gelebilecek şekilde suyla kaplanmış betonun üzerine koyup bizim gibi Yaradanının huzurunda ellerini bağladı. Hocanın tekbiriyle herkesle birRabbisinin huzurunda kıyama durdu, sessizce hoca efendinin kıraatını dinledi, rükûya vardı, secdeye kapandı.
 
O genç de "tek", "bir" olanı kainatın her bir yerinde aklen görüp, kalben hissettiği için teslim olmuştu bütün "ben"liğiyle o Sultan-ı Zîşâna. Ve bu fiili de tevekkülü getirmişti dolayısıyla. Belki de bu hislerle beraber öylece kapandı su birikintisinin üzerine hiçbir tereddüde kapılmadan.

 

Namaz biter bitmez yerdeki ıslanmış kitabını kapıp, koşarcasına cami avlusundan çıktı. Hem de ıslanan pantolonuna hiç bakmayıp aldırış etmeden. Herkes hayretle o gencin arkasından bakakalmıştı.
 
Kendime sordum; acaba öyle bir durumda suya ben de kapanabilir miydim bütün teslimiyetimle? Belki soruma net bir cevap gelmedi kalbimden. Ama, o cevabı çözecek ferahlatıcı bir anahtar düştü gönül kutucuğuma;
 
İçinizde ne taşıyorsanız dışınızda onu bulursunuz.
 
Hüseyin Yılmaz
 
 
Bu yazı Mistik içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s