Şiir: Kız Yurdundaki Yavrulara Ağıt

 
Konya`nın Taşkent İlçesi Balcılar Beldesinde Ku`ran kursuna ait 3 katlı kız yurdunda bir tüpün patlaması sonucu yaşları 8-16 arasında değişen kız çocuklarının kaldığı `yaz Kur`an kursu` binası çöktü, 17 yavru göçük altında kalarak daha baharında hayatlarına veda ettiler, Hakka yürüdüler.
 
Laikçiler bu acı olayı bile dindarlara saldırmak için fırsat bildiler, küçücük kızları öldüren (!) Kur’an kurslarının kapanması için kampanya yaptılar, "Derme çatma binalarda gerici eğitimler yaptıracağız diye çocukları öldürüyorlar" dediler. Yaşama hakkını görmezden geldikleri gariban insanların, dinlerini yaşama haklarını da ellerinden almak için olayı fırsat bildiler. Oysa gariban insanların üç-beş kuruşlarını birleştirerek diktikleri bu binanın, kendi oturdukları evlerden bir farkı yoktu ki… Bunu görmediler, görmek istemediler, gözlerden kaçırdılar. Çünkü o insanların gariban olmaları laikçilerin yüzyıldır süren sömürülerinin bir sonucuydu.
 
Şiire bir yorumcu şöyle bir yorum yapmış:
Facianın destanı? Bilmem ne demeli! "İlahi Beyefendi" desem yeter mi?
Dünyevi bir yorumdu. Dünyevi işlerin gereğini zaten dünyevi yöneticiler yapıyordu, yapacaktı. Oysa şiir uhreviydi. Ancak yaşlı gözlerle bakanların yakalayabileceği puslu, gizli bir görüntüydü.
 
Çocukken işittim. Anlatan bir amca mıydı, yoksa bir teyze mi, bilmem. Bildiğini mi anlattı, hissettiğini mi, onu hiç bilmem:
İnsanların ve ölümün yaratıldığı ilk zamanlarda ölümün nedeni yokmuş. Azrail as, eceli gelenin karşısına dikilir, yalnızken veya kalabalıkta canını alıverip gidermiş.
Ölüm ayrılık, ölüm bilinmezlik, ölüm acı…
Arkada kalanlar biraz acı, biraz korkuyla Azrail as’a lanet ederlermiş.
O ise bu işe çok üzgün, Rabbisine niza etmiş: "Allah’ım. İnsanlar bana intizar ediyor, çok üzülüyorum."
Her şeyi bilip duran Rabbisi gülümsemiş:
"Var git, sana verdiğim görevi gönül rahatlığıyla icra et. Artık insanlar sana değil, ölümleri için yarattığım çeşit çeşit nedenlere intizar edecekler."
İşte böyle. Bilmem doğru, bilmem yanlış. Ben çocukken işittiğini bana çocukken anlatandan işittiğimi anlattım.
Yanlışsa ölümü yaratan Allah cc günahımı affetsin. Doğruysa sevabı hepimizin olsun.
Prof.Dr.Mustafa Erdoğan Sürat hocamızın gönül telinden kopanlar sessiz gözyaşlarımız olsun.
Dualarımız bizden önce gidenlere olsun.
Vesselam.
 
 
Kız Yurdundaki Yavrulara Ağıt
 
 
Çalışkan ve Meçhul küçükhanım M.,
"Özel Kurye"
Görevlisi görünümünde bir kişiyle
Karşılaştı rüyasında:
Düz bıyık, yanık ten, eski takım elbise, soluk kravat
Bir zat!
Her kimse,
İşinde pek aceleci
Belki de bu mesleği yapanların,
En güleci…
 
Kuryeyi çağrıştıran o kişi,
Çalışkan küçükhanım M.’ye
Yaklaşıp, tane tane
konuştu:
-"Ömür bardağınız doldu da taştı bile,
Şimdi on sekiz arkadaş, ecele;
Koşun!
Tanışın,
Şafakta gelecek ölümle…"
Çalışkan Kur’an öğrencisi M.,
Boş bulunup sordu:
-"Neee?"
Sonra toparlanıp yeniden,
Yanıtladı aynı soruyu.
Fakat yansıtarak bu kez,
Düzgün saygılı bir huyu:
-"Affedin beni anlayamadım.
Hakikaten şaşırttı beni sözleriniz
On sekiz can,
Toptan
Ölüp, gidecek miyiz;
Yani,
Şu sağlıkla kıraat eden ses;  berrak bet ve benizle?"
Gerçi korkudan daha bir al al olmuştu teni!
O sırada bir camcı çırağı,
Yanlarından geçmedeydi bir boy aynasıyla,
Öz yanağındaki pembeliğe gözünün ilişmesi dolayısıyla
Bet-beniz sorgulayan hafif dik başlı ve uçuk
Konuşmuştu, ecel şaşkını çocuk!
Kurye de -ne kuryesiyse-  hemen yanıtlamıştı:
-"Yarın tam kuşluk vakti,
Sen ve on yedi yurt arkadaşın,
Cansız uzatılmış olacaksınız toprağa;
Kupkuru, sessiz."
Küçükhanım isyanlardaydı sanki:
-"Peki,
Ben şimdi uyansam,
Yurtta kalan tüm goncaların uykusunu bölerek,
Ölüm alarmı verip herkesi uyarsam,
Ecelin
Önünü kesemez miyim?"
Ve de ekledi:
-"Deli miyim zaten,
Hem seninle neden,
Vakit kaybetmekteyim ki?"
Derken,
İki
Damla yaş süzüldü gözlerinden.
Bu yaşla, kirpiklerini ıslatan o sözler ki hafifçe kızgın,
Son kırıntılarıydı elde kalan
Dünyasal hayattan;
Masalımsı, fani
Küçükhanım M.’nin ölümüyse,
Hızlıydı yurdu yıkan patlamadan ve daha ani!
Yurt faciasının soyut finali,
On sekiz canımızın sonsuza göçüşü,
Kendilerince belki şöyle algılanmıştı:
Rüya bu ya;
Meğer hep beraber,
Bir yaz şenliğine gitmişler
Yarı uyur, uyanık yarı
Gösteri bitince,
Hokkabazlar patlatıvermiş,
Balonları!
Çıkmışlar havası küf kokan dev çadırdan
Kol kola koşmak için yuvalarına;
Dikkat, aman,
Bir an,
Andan kısa
Bir lahzada
Derin bir uçuruma düşmüşler,
Fakat cıvıltılı bir neşeyle uçmuşlar
Yüce
Rabbileriyle
Meğer böyle buluşmuşlar!
 
Prof. Dr. Mustafa Erdoğan Sürat, Kız Yurdu Acımıza Ağıt, kriter.org
 
Bu yazı Şiir içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s