Çocukları Birbirine Karşı Kıskanç Yapmanın Yolları

Birinci Hikâye
 
            Çocukları arasında ayırım yaptığı halde bunun farkında olmayan bir aile tanımıştım. Çocuklarının ikisi de iyi kâlpli olmasına rağmen, yaratılışları ve huyları farklı idi. Ceyhun ne kadar neş’eli, atak ve açıkgöz ise, Kenan da o kadar sessiz, efendi ve saf idi. Ceyhun, dikkat çekmek için akla gelmedik muziplikler yapar, etrafındakileri güldürürdü. Bu yüzden eve gelen misafirler daima Ceyhun’a ilgi gösterir, Kenan’ı pek önemsemezlerdi.
            Zamanla, anne baba da farkında olmadan Ceyhun’a daha fazla ilgi duymaya, Kenan’ı da ihmal etmeye başladılar. Ceyhun bir suç işlese kızmazlar, sadece "senin gibi sevimli bir çocuk böyle yapmamalı" derler, aynı kabahati Kenan işlediği zaman "seni sersem çocuk seni! Zaten senden başka şey beklenemez" diye azarlarlardı.
            Kardeşi en az onun kadar, hatta daha fazla yaramazlık yaptığı halde ceza gören, azar işiten, hakarete uğrayan hep Kenan oluyordu. Ceyhun’un böylesine korunup şımartılması, Kenan’ın kıskançlık damarlarını körüklüyor, gün geçtikçe kardeşine karşı kin besliyordu. Öyle bir gün geldi ki, Kenan bilerek kardeşine zarar vermeye başladı. Kitaplarını yırtıyor, oyuncaklarını kırıyor, sonra da "ben yapmadım" deyip yalan söylüyordu. Anne baba, Kenan’daki kötü hup değişiminin kendilerinden kaynaklandığını bilmedikleri için "Bu çocuk bize Allah’ın bir cezası olmalı" deyip kötü kaderlerine yanıyorlardı.
 
İkinci Hikâye
 
            Çocuk terbiyesinin baskı ve sindirme ile sağlanacağını zanneden bir anne tanımıştım. "Disiplin olmadan terbiye olmaz" diyordu. Onun disiplinden anladığı ceza ve dayaktı. Çocuklarından biri bir kabahat yapmaya görsün; anneden çekeceği vardı. Eline bir terlik alır, onu köşeye sıkıştırır, üzerine yürür, "Bir daha yapacak mısın ha?" diyerek ödünü patlatır, onu döver, sonra da bir koltuğa oturarak nasihata başlardı. "Dayak yemek istemiyorsan, uslu bir çocuk olacaksın. Sözümden dışarı çıkmayacaksın…"
            "Fazla ileri gitmiyor musun" diyen kocasına da "Sen karışma. Kızını dövmeyen dizini dövermiş" diyerek yaptığının doğru bir şey olduğunu savunurdu. Bu kadının tuhaf bir huyu daha vardı. Güya yaramazlık yapan çocuğu uslu olmaya imrendirmek için, yaramazlık yapanı dövdükten sonra, uslu duranı çağırır, ona harçlık verir, bakkala gönderirdi.
            Bir gün kızlardan büyüğü olan Leyla, bahçedeki su birikintisi ile oynama hevesine kapıldı. Bulduğu bir tahta  parçasını gemi gibi yüzdürerek eğleniyordu. Arkadaşı ona, "Gel balık avlayalım" dedi. Elini suya daldırarak bulduğu küçük taşları Leyla’ya gösterdi. "Bak ne güzel balıklar yakaladım!" diye bağırdı. O da arkadaşına uyup ellerini suya daldırdı. Her defasında yakaladığı taşları sayıyor, çok balık avladığını söylerek mutlu oluyordu. Oyuna öylesine dalmıştı ki, elbisesinin ıslandığını ve kirlendiğini farkedemedi.
            Eve döndüğü zaman, kızcağızın başına neler geldiğini tahmin edersiniz: Annesi, onu üstü başı ıslanmış, görünce, öyle bir bağırdı ki, komşular evde yangın çıktı zannettiler. Önce birkaç azarla işe başladı. Sonra da tokatladı. Yorulunca, bir koltuğa oturup hakeretler yağdırdı: "Mendebur çocuk! Nedir senden çektiğim? Senin gibi pasaklı bir kızım olduğu için utanıyorum. Şu üstüne başına bak. Dilenci çocuklarından farkın yok. Kardeşin Yeliz’i örnek alsana. O hiç üstünü kirletiyor mu?"
            Arkasından hemen Yeliz’i çağırdı; "Gel benim güzel kızım, acıkmışsındır; sana yeni pişirdiğim çöreklerden vereyim. Pasaklı Leyla da kuru ekmek yesin. Aslında ona ekmek bile fazla, ama dua etsin ben yine insaflı bir anneyim." Yeliz annesinin verdiği taze çörekleri yerken, Leyla odasında kapanmış; kalbi ezik, ağlıyordu.
 
Çocukları birbirne düşman etmenin etkili bir yolunu daha söyleyeyim;
Birbirlerine  hakaret ettikler vakit ses çıkarmayın.
Kavga ettikleri zaman, suçun kimde olduğunu araştırmadan, hepsine birden sıra dayağı çekin.
 
Üçüncü Hikâye
 
            Yusuf, öğretmeni ve arkadaşları tarafından sevilen, başarılı bir öğrenciydi. Ancak küçük kardeşi Bora ile araları iyi değildi. Bora, küçük olduğu için annesi tarafından şımartılmış, haşarı ve geçimsiz bir çocuk olmuştu. Yusuf’u ders çalışırken rahatsız eder, ya kalemini veya defterini saklar, onu aratırdı. Yusuf, kayıp eşyasının yerini söyletmek için sıkıştırdığı zaman da avazının çıktığı kadar bağırır, "Anne! ağabeyim beni dövüyor." diye onu yardıma çağırırdı. Çocukların gürültüsüne kızan anne, suçun kimde olduğunu araştırmadan, ikisini birden azarlar, cezalandırırdı.
            Yusuf bütün haşarılıklarına rağmen kardeşini yine de sevdiği halde, onun yüzünden azar ve ceza yediği yediği için zamanla ondan nefret etti.

 
 
Crab Book, C.G.Salzman
 
 
 
Bu yazı Mistik içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s