Mistik: Çocuğunuzun Size Hakaret Etmesini Sağlamanın Yolları

 
 
* Onların yanında eşinizle birbirinize hakaret edin
 
* Çocuğunuz bir hata yaptığında kendisini savunmasına izin vermeyin.
 
* En küçük kabahatini cezalandırın. Her hareketini eleştirin.
 
* Konuşmak istediği zaman azarlayarak susturun.
 
* Başkalarının yanında suçunu ifşa ederek onu mahcup edin.
 
* "İşe yaramaz, nankör bir çocuk olduğunu" söyleyin.
 
Böylesine horlanan ve hakâret gören çocukların mutlaka ve en kısa müddet zarfında size hakâret etmeye başlayacaklarından emin olabilirsiniz.
 
 
 
Birinci Hikâye

 
            Çabuk sinirlenen bir baba ile aşırı alıngan bir anne tanımıştım. Kocası esasında kötü niyetli biri değildi. Ancak kızdığı zaman gözü hiçbir şeyi görmez, ağzına geleni söylerdi. Çabuk sinirlendiğini bildiği için, genellikle söze çok kibar başlardı:
            -Güzelim, gözünden kaçmış galiba. Oğlumuz bir haftadır kolu sökük ceketle gidiyor okula.
            Kadının çok alıngan  olduğunu söylemiştik ya: vay efendim, sen misin bunu diyen!
            -Sen çok nankör bir adamsın! Yaptığım hizmetler gözüne dizine dursun! Evde kaldığını gün, ne yapar eder, bir huzursuzluk çıkarırsın. Ceketin söküğü bahane. Senin niyetin tatsızlık çıkarmak.
            Adam bütün iyiniyetine rağmen, kendisini yanlış anlayan karısına kızar, nezaketi unutuverirdi.
            -Asıl nankör olan sensin! Sana sadece ceketin söküğünü dik dedim. Hem suçlusun hem güçlü. Evi pislik götürür, oturup televizyon seyredersin. Kirli gömlekle işe gönderirsin sesim çıkmaz. Yeter be! Sabrın da bir sınırı var.
 
            Adam bitirince kadın başlardı saymaya;
            -Ha haay! Güleyim bari. Bir de tutmuş kadın beğenmiyor. Sanki sen çok matah bir erkeksin. Doğru dürüst bir iş becerdiğin olmuş mudur? Söyle bakayım, daha dün damı aktarmak için çatıya çıkıp da kiremitlerin yarısını kırmadın mı? Çocukların da sana çekmiş.
            -Yine saçmalamaya başladın. Ben mi doğurdum ki bana çeksinler. Asıl sana çekmişler. Annenin lâkabı "Pasaklı Kezban" değil mi? Sen, ye iç de dua et; benim gibi bir adama düşmüşsün. Yoksa ya evde kalmış veya çoktan boşanmıştın.
            -Şuna bakın! Kendini kaf dağında görüyor. Ayol, senin gibi sersemi nerede olsa bulurdum.
            -Bana bak kadın, ağzından çıkanı kulağın duysun. Sersem olan sensin. Şu pasaklı hâline bak. Çingene karısı bile senden daha düzenlidir.
            Çocuklar bu kavgalara öyle alıştılar ki; kısa bir müddet sonra onlar da birbirlerine hakaret etmeye başladılar. Aralarına girmeye çalışan anne ve babalarına  da hakaret etmekten çekinmediler.
 
 
İkinci Hikâye
 
            Adam içkiye düşkün biriydi. Bir iki kadehten sonra gevezeliği tutar, çocukları etrafına toplayarak başlardı hikâyeler anlatmaya. Anlattığı hikâyelerin çoğu da çocukluğunda yaptığı haşarılıklarla ilgili hikâyelerdi.
            Büyüklerin arkasına saklanarak çadır tiyatrosuna nasıl parasız girdiğinden başlar, komşuların bahçesinden nasıl meyve çaldığını, annesine hissettirmeden mutfaktan nasıl pasta aşırdığını, imtihanlarda nasıl kopya çektiğini, arkadaşlarının sandalyesine raptiye koyarak onları nasıl zıplattığını, kedilerin kuyruğuna teneke bağlayarak nasıl eğlendiğini ballandıra ballandıra anlatırdı.
            Çocuklar da onu anlatmaya özendirmek için kahkahalarla güler, yemeği unutur, kaşığı çatalı bir tarafa bırakırlardı. Kendini dikkatle dinlemelerinden zevk alan baba, "Hey gidi çocukluk yılları hey! Ne tatlı, ne neş’eli günlerdi onlar" diyerek yeni hikâyelerine başlar, onları imrendirirdi.
 
            Derken seneler geçti ve babalarının bu "kahramanlık hikâyeleri" ile büyüyen çocuklardan mahalle halkı yaka silker oldular. Gün yoktu ki, birisi babasına şikâyete gelmesin. Baba da duydukları karşısında çok üzülüyordu. Bir gün onları etrafına topladı, nasihat etti. Nasihatin işe yaramadığını görünce  bu sefer; "Bir daha böyle yaramazlıklar yaptığınızı duyarsam; döverim, asarım, keserim" diye tehditler savurmaya başladı. Çocuklarının neden bu kadar yaramaz olduklarını bir türlü anlayamıyordu.
            Ama bütün bunlar nafileydi. Çünkü çocuklar, babalarının bu kuru tehditleri karşısında bıyık altından gülüyor; "Haydi canım sen de! Sanki sen de aynı şeyleri yapmadın mı?" diyorlardı.
 
 
 
Crab Book, C.G.Salzman

PRIMUM NON NOCERE
http://groups.google.com.tr/group/bursaforum
Bu yazı Mistik içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Mistik: Çocuğunuzun Size Hakaret Etmesini Sağlamanın Yolları için 1 cevap

  1. ........ dedi ki:

     Bloğunuzu  Sevgili Bir Arkadaşımın Bana Attığı Bir maille Takip etmeye Başladım.Sizin Yazmış Olduğunuz ,Parmağınızla İşaret etmiş Olduğunuz Konuların Bizim Kaybetmiş Olduğumuz Değerlerden Oluşması Gercekden Acıdır. Bana Gelen Sevgi ile ilgili Yazınızı Okuduktan Sonra Anladımki Düşünülmek Bazı Değerleri insanın kaybetmeden saklayabilmesi büyük erdemdir.Sizin Gönül Zenginliğinizi En İçten Duygularımla Destekliyorum.Başarılar. Ümmiye Yılmaz Erçevik

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s