Merhaba dünya!

Welcome to WordPress.com. This is your first post. Edit or delete it and start blogging!

Genel içinde yayınlandı | 1 Yorum

Ona Âşık mısınız? :-)

 
 
On
Gecenin geç saatinde onunla konuşmuşsunuzdur ve yattığınızda hâlâ onu düşünüyorsunuzdur.
 
Dokuz
Onunla iken yavaş yürüyorsunuzdur.
 
Yedi
O yanınızda değilken kendinizi pek iyi hissetmiyorsunuzdur.
 
Altı
Ona her baktığınızda yüzünüz aydınlanıyor, gülümsüyorsunuz. Onun sesini işittiğinizde bile yüzünüze bir gülümseme geliyordur.
 
Beş
Ona baktığınızda çevredeki başka kimseyi görmüyorsunuzdur; resimde sadece o vardır.
 
Dört
Tanıdığınız bütün insanlar içinde aklınızı en çok o meşgul ediyordur.
 
Üç
Onu görebilmek için her şeyi yapabilirsiniz.
 
İki
Bu yazıyı okurken aklınıza o geliyor.
 
Bir
Aklınız onunla öyle meşgul ki, sekizinci maddenin atlandığını fark etmediniz.🙂
 
 
Ten
You talk with him/her late at night and when you go to bed you still think of him/her.
Nine
You walk really slowly when you are with him/her.
Eight
You don’t feel Ok when he/she is far away.
Six
You realise that you smile every time you look at him/her. You smile when even you hear only his/her voice.
Five
When you look at him/her,you do not see other people around you. You see only him/her.
Four
He/She is everything you want to think.
Three
You would do anything to see him/her.
Two
While you have been reading this, there was a person in your mind all the time.
One
You’ve been so busy thinking of that person that you didn’t notice that number 7 is missing.
 
 
Eğlence içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Özlem

 
 
KASABA esnafından biri olmalıydı kocam.
Akşam, güneş batmadan
dükkânını kapatıp eve gelmeliydi.
 
Evimiz -mümkünse- bahçeli olmalıydı.
Yaz akşamları sulayıp serin serin oturmalıydık.
Ben, orta boylu tıknazca, ev hanımı olmalıydım.
 
Cinsiyeti önemli değil, eli ayağı düzgün iki çocuğumuz olmalıydı.
Derslerine yardım etmeye yetecek eğitimim olmamalıydı.
Ama ara sıra ”Dersinizi bitirdiniz mi?” diye sormalıydım.
 
Daha çok üstleri başlarıyla…
yedikleri içtikleriyle. ..
öksürükleri, aksırıklarıyla ilgilenmeliydim.
Yavaştan yavaştan çeyizlerini düzmeliydim.
 
Her ayın 15’i kabul günüm olmalıydı.
Ellerime sağlık, kekler,poğaçalar yapmalıydım.
İnce belli bardaklarda çaylar ikram etmeliydim.
 
Sabahları hırkamı omzuma alıp komşuya kahve içmeye geçmeliydim.
Patlıcan – biber kızartmalı, reçel kaynatmalıydım.
Akşamları özene bezene sofrayı kurmalıydım.
 
Kocam ajansı dinlerken ben lafa girmeliydim.
O, ”Sus hanım bi dakka” demeliydi.
Böyle dese de, beni çok sevmeliydi.
O uyuklamalı, ben bulaşık yıkamalı, çocuklar ders çalışmalıydı.
 
Bazen akşam oturmasına komşular gelmeliydi.
Erkekler memleketi kurtarırken,
biz bütün kasabayı dilimizden geçirmeliydik.
 
Kocam bazen neşelenip bir hicaz şarkı mırıldanmalıydı.
Şehvetten çok şefkate yakın bir cinsel hayatımız olmalıydı.
Gözümüzü birbirimizde açmış olmalıydık, öyle de sürüp gitmeliydi.
Harama uçkur çözmemeliydik.
 
 
Tamam, abarttım biraz.
Belki de böyle bir aile yapısı örneği kalmamıştır artık.
Ama, acaba diyorum…
Buna benzer bir hayat tarzı beni daha mutlu eder miydi?
Kendim de dahil, uçuk kaçık insanlardan gına geldi artık.
Normalliği özlüyorum.
Özgürlüğün tadını çıkaralım derken suyunu çıkardık galiba.
Herkes çok zeki, çok akıllı, çok bilgili, çok şu, çok bu…
Ve de çok mutsuz…
Depresyona giren girene.
Çok bilmişliğin kimseye bir faydası yok galiba.
 
Pakize Suda
 
 
 
Şiir içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Biz Bunu Hep Yapıyoruz

 
Başımıza gelen kötü şeyler Allah’tan, iyi şeyler kendiliğinden?!
 
 
Kudüs sokaklarında umutsuzca park yeri aramaktadır Moşe. Tur atmakta ama yer bulamamaktadır. Çok önemli bir iş buluşmasına geç kalmak üzeredir, lâkin heyhat yer yoktur. Ümidini kesmiş bir şekilde yüzünü semaya çevirir:
 
– "Allah’im! Önümüzdeki beeş dakika içinde bana bir park yeri buluursan, yemiin ediyorum bundan sonra heep Kaşer (dini kurallara uygun gıda) yiyeceğim, Shaabat’a (kutsal cumartesiler) uyacaağim ve Yom-Kippur (oruç) ve büütün kutsal günlere özel saygi duyaacağim."
 
O an bir mucize gibi hemen önünde bir araç hareket eder ve yeri boşalır.
 
Moşe boş park yerine dalarken gözünü semadan kaçırarak mırıldanır:
 
– "Zahmet etme Allah’im, ben buldum."
 
 
Mistik içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Durma Yağmur – Gripin

Eğlence içinde yayınlandı | Yorum bırakın

None Of Us Are Free

Mistik içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Dost

 
Kimi zaman boşluğa düşer insan…
Kuru bir yaprak gibi savrulduğunu düşünür hayatta, karamsar olur…
Hiç olmadığı kadar yalnızlık duyar için için…
Yuvasından düşen minik bir kuş gibi hisseder, ne yapacağını bilemez.
Ve terk eder kendini, atar kader rüzgârlarının meçhule giden kollarına…
 
Hayat akıp gitmektedir.
Ve hayat akıp giderken, hangi ırmağın onu hangi denize ve hangi denizin hangi
noktaya taşıyacağını bilemez.
 
Tam kayboldum derken, bir de bakar ki; biri çıkagelir…
Duygularını değiştiriverir, o anda hayata nasıl bakacağını şaşırır…
Yeni gelen, denizin onu attığı noktanın bir köşesine ilişip onunla birlikte akmaya
başlar.
Ne yana baksa oradadır. Ağladığında, güldüğünde, efkârlandığında, öfkelendiğinde, hep yanındadır.
Yorulduğunda yaslanacak omuz olur.
Her şeyine katlanır.
Eli-ayağı, gözü-kulağı olur yeri geldiğinde…
 
Aşktan, acıdan, mutluluktan, hastalıktan uyuyamadığı gecelerde yastığıdır.
Bir kumsalda oturup yıldızları sayarken, denize her taş attığında o
vardır yakamoz pırıltılarında…
Bir deniz feneridir, zifiri karanlık ve fırtınalı havalarda sığınacağı
limandır.

 
Onun için artık bir sevgili, bir yoldaş, bir ana, bir baba gibidir…
Ve farkına varmadan, tarifi imkânsız bir tutkuyla bağlanır ona.
Öyle ki: bir gün pılısını pırtısını toplayıp gitmek istese bilir ki
o da ardına düşecektir, peşinde olacaktır.
Gün gelir kendine bile söylemekten korktuğu sırlarını anlatır ona.
O da bir bulmaca gibi saatlerce sıkılmadan çözebilir onu.
Günlerce de konuşsa, dinler…
 
Onunla güler, onunla ağlar…
Geçmiş acılarını paylaşır, hayallerine ortak olur…
Ve bilir saçını tararken ne yaptığını, buzdolabının kapağını nasıl kapatacağını…
Ve onun özelinde, kimseyi kırmayı düşünemez olur artık.
Sonuçta, kendine gelmeye, kendi olamaya başlar…
Coşku ve heyecanla dolar içi…
Aşılması güç, sarp ve yalçın kayaları bir solukta geçebileceği özgüveni duyar…
Gözlerinde bir pırıltı bir mutluluk vardır.
Mavi daha güzel, beyaz daha masum ve kırmızı daha alımlıdır onun için…
Yeni gelen de onunlayken umutludur…
Yanılmaz; söz verdiyse mutlaka gelecektir.
Sabah kalktığında ilk ne yapacağını öğrenmiştir.
Vazgeçilmesi zor bir alışkanlık olmuştur onun için artık…
Dosttur Onun adı…
 
Kaybetmek istemez onu.
Hem zaten es-kaza istese de kaybedemez onu…
 
Ne mutlu böyle bir dost bulana.
 
 
Mistik içinde yayınlandı | Yorum bırakın